Merhaba,
Bir güz gecesi kendimle ilgili bir arayışa çıkmışken üç sene kadar önce açmış olduğum bu blogu hatırladım. Böyle rastlantıları severim. Hele de geceleri böyle iz sürerken üç yıl öncesinden yazdığım cümlelerin yankısı kalbime ulaşınca pek sevdim. Hayat enerjimi, sermayemi boşa harcamaktan, zombi gibi kendimi uyuşturmaktan, sürekli kaygılar içinde boğulmaktan rabbime sığınıyorum. İnanıyorum ki O'nun diğer her kulu gibi ben de onun biriciğiyim. Beni bana has özelliklerle yaratmış, bugün izlediğim yavru kedi bakım videosundan çok daha narin ve incelikli bir şekilde ihtiyaçlarımı gideriyor, kalbimi nurlandırıyor. Ben ne kadar kulluk etmekten aciz olsam da o beni, bana bırakmıyor. Tüm vesilelerden öte derin bir teslimiyet ve güven duyacağım yegane varlıkla böyle zamanlarda çok daha yakın hissediyorum. Zaten bu blog internetin tozlu sayfalarında kaybolduğu için sıcak sarı ışık yayan lambamın başında tıkır tıkır yazdıklarım bana özel kalacaktır. En fazla benim gibi gecenin bir vakti sörç eyleyerek kendini arayan birinin imlecine takılabilir herhalde. Ona da okudukları helali hoş olsun canım. Nasibiymiş demek ki.
Okul bitti. İlahiyatın tartışmalı gergin ortamının yükü omuzlarımdan kalktı. Şimdi daha sakin ve kendi yolumda hissediyorum. Birçok mesele berraklık kazanmış durumda artık zihnimde. Çok şükür kurtuldum yani anlayacağım ehehe.
Neysee bazı zamanlar sadece duygularımın taşkınlığını hafifletmek, kendimi yoluma koymak ve sükunete varmak bile tüm günümü alıyor. Bu noktada okumak da, yazmak da gerçekten bir şifalanma yolu benim için.
Şu an bazı şartların getirdiği şekliyle kozasında bir tırtılım, bir kelebek olup kendi gerçekliğimde başka bir kozaya geçme aşamasındayım. Bu sebeple tırtıl ben, çok gergin. Rüyala görüyor, kaygılarla boğuşuyor, alıştıklarının elinden alınmasından çok korkuyor anlayacağın. Fakat kuşlar nasıl tam tevekkülle her sabah yuvalarından çıkıp rızıklarına kavuşuyorlarsa. Yine bu kelebek de kendi gerçeklik seviyesinde yeni yaşamını, alanını bulacak. Hak bunu onun için tayin etmiş zaten. Tek yapması gereken şimdi kozadaki işini görmek. Bunları yazarken bile kalbim pır ediyor. Fakat yaşam aslıyla hep bir bilinmeze açılan bir kapı değil de nedir bizim için? Sanki el an yaşadığımız hayatı bilirmiş gibi satıhta değişen yaşam bizi neden böylesine tedirgin eder değil mi? Bunları yazarken kitap incelemesi yazmak fikri canlandı içimde. Belki de her zaman gittiğim yerde benimle beraber gelecek böyle uğraşıları, el emeklerini kendimle birlikte götürebilmek için doğam haline getirmeliyim bu işleri. Eğer kendimi hırpalamadan dışarı doğru bir akış yolu açamazsam önceleri olduğu gibi zarar görüyorum. Asan olanı seçtirsin Hakk her daim. Amin.
Elle yazmanın farklı bir terapisi var. Kırmızı kapaklı defterde yaptığım gibi ama burası da hiç fena değilmiş. Her şey yolunda ve yeri geldikçe yoluna girecek sadece kendine bunu hatırlatmanı istiyorum ve en önemlisi onun zikri, dua. sukünet. Esselam.
Yorumlar
Yorum Gönder