Günlerden Kalan
Günler geçiyor onlardan bir şeyler bırakmak istiyorum. Ne zaman güzel bir şeyler fark etsem, onu diğer günlere de bir iz olarak taşıma arzusu doğuyor içime. Üşendiğimde ve ertelediğimde bu güzel tecelliler de tarihin tozlu sayfalarına karışıyor ve yoklukta yankılanıyorlar. Ben yok olsunlar istemiyorum, başka oluşlarla hayatıma dokunsunlar ve onları okuduğumda bende yeni kapılar açsınlar. Bu blogun bendeki sebebi hikmeti bu idi. Fakat ben bir seneyi aşkın bir süredir buraya uğramadım. Çünkü yazmak için yeterli miydim? Kelimeler benden hesap sormasındı. Ruhumun tutkun olduğu güzele layık değildi yazacaklarım. Peki o zaman ne zaman yazacaktım. Ne zaman mükemmel olacaktı yazdıklarım? Ben ki insandım ve bir sarkacın bi taraftan diğer tarafa salınması gibi, iyiyle kötünün arasında salınıp duracaktım. İyi, doğru ve güzele meftun, yoklar ve yoksunluklar içindeyken yazacaktım. Yazmadan evvel yaşayacaktım. Sahi yaşarken güzel yaşamadım diye, yok olmak istediğim gibi kelimeleri de yokluğa mı bırakacaktım. Korkak bin kere ölürdü. Yaşayacaktıysam da yazacaktım da. Çünkü yazmak aramaktı, hep açık bir kapı bırakmaktı. Yaşamak, okumak, yazmak ve aramak birbirinin gayrı değildi ve hiç olmamıştı.
Şimdi şu an bile her an varlık yokluğa karışırken ve yokluk da varlığa; varlığın ve varlığın yokluğunun da yaratıcısı olan Rabbimin adıyla başlıyorum. Kendimde fark ettiğimi, gizliyken açığa çıkanı yazmaya niyet ediyorum. O ki beni muhakkak güzel bir gaye için yarattı. Bende hiç eskimeyen insanın öyküsünü tekrar vücuda getirdi. Onun lütfu olmasa hiçbir kelime ne dudaklarımdan ne de parmaklarımdan dökülemez. O dilediği için yazmayı diliyorum, o yarattığı için yazıyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder